Net birşeyler ortaya dökmek uzun yazıları beraberinde getirebilir. Fakat temel sorun bence birinin hakkının diğerinin daha fazla hak talep edememesi anlamına gelmesi sonucunda ihlal ortaya çıkıyor...
Dolayısıyla, insanlar talep ettiğinde engellenebilir.
Bazı beni tanıyanlar inatçı olduğumu ve hersöyleneni kolayca kabullenmediğimi ama başkalarına söylediklerimi kabulettirebilmek için çok baskı yaptığımı ifade ediyorlar.
İşte özgürlük böylebir ince çizgi. Evet, dayanaksız, ne ve nedenliği açık olmayan sloganları kabul etmiyorum; mutlaka meşru bir izahı olmalı söylenenin ve birilerinin canı öyle istiyor için kabuledilemez. Birşey dayanaksız olunca kaçınılmaz olarak dayatmacı oluyor yani meşru olmayan herşey dayanaksız olduğu için özgürlüğün tepesine çöker dayatma olarak dayanak bulmaya çabalar.
Kendi söylediklerime gelince: aklım erdiğince dayanaklarını anlatmaya çabalarım, bulmaya çabalarım; karşımdakinin bunları kabulü veya reddi üzerine inşa etmem inançlarımı. Dolayısıyla sözlerimin meşruiyetini insanların tepelerinde özgürlükleri üzerinde aramam, haliyle bir şeyi dayatmam ama anlatmak dayatma ise anlatırım, meşru olanı, meşru olduğunu bildiğimi, bilmediğimi arar sorarım.
Neden özgürlükler kısıtlanır?
Sadece ve sadece haksız kazanç, başkalarının sırtından emek koymadan imtiyazlı-seçkinci bir yaşam inşa etmek için. Bir adama bunu yaptırabilmek için öncelikle onun köle olduğuna inandırılması lazım gelir, buda özgürlüğünün dolayısıyla kelimelerinin dolayısıyla kimliğinin alınmasıyla mümkündür ki ardından haklarını alırsınız elinden....Hakları toplar sermaye biriktirir daha çok hak ihlali için güç kazanırdaha çok özgürlük zaptedersiniz....Böylece bir düzen inşa eder ve bugayrımeşru düzenin bekası için, akla gelebilecek ve gelemeyecek hertürlü gayrı meşruluğu dolayısıyla her türlü gayrı insaniliği yaparsınız ki insanın özgürlüğüne ipotek koymakla başlar bu işler organize işler.
Haklı bir dünya özgür insanlarla olabilir buna adalet denir. Kısacası anlayacağımız şu olmalıki: bir adamı başka bir adama yalakalık yaparken görürsek, ister bu biz olalım ister bizden biri, özgür adam bu değildir hakkı aramaz-arayamaz hani adalet bunun nersinde dememeliyiz. Kitapta anlatılan davranış kalıplarını bilirsek hayata anlam vermemiz kolay olacağı gibi anlam bulmamız daha mümkün olup hatta hayata müdahale edebileceğimizden bile bahsedilebilir. Tutarlı, ilkeli, haklı, meşru, adil ve özgür bir insanlık için...
Yahudi inancına göre onlar Rab tarafından yaratılmış seçkin bir zümredirler. Diğer insanlarda sadece onlara hizmet etmek için varolmuşlardır. Bu düşünce salt yahudilere özgü bir düşünce değildir. Zaten Yahudilik bir zihniyete dönüşmüştür.
Bu anlamda insanların bir kısmı, bir kısmı üzerin de her zaman bir tahaküm kurma isteği içerisinde olmuşlardır. Ademin oğulları kıssası buna bariz bir örnektir. Herkes özgür olmak ister ama başkasının özgürlüğünü çiğneyerek buna ulaşmayı ister. Ver zaman kendisine bir meşrutiyet bulmaya çalışır. Oysa meşru olanın kaynağı "vahiy" den başka ne olabilir.
Ancak egemenler kendilerine bir meşrutiyet kaynağı bulmuş özgürlüğün sınırlarını kendi egemenlik sınırlarına göre çizmişlerdir. Vahiyle direk irtibat kuramış olanlarda kolayca köle olabilmişlerdir.
Başkalarının çıkarlarına göre bir yaşam çizmeye devam etmişlerdir.
İnsanları meşru olanın kaynağını göstermek gerekiyor önce, ancak bunu yapmadan önce kendimizin özgür olması gerekiyor. Ne var ki özgür değiliz! Bizi çıkarlarımız, korkularımız gibi bir çok şey tutsaklaştırıyor.