Ana Menü
Ana Menü
Ana Sayfa
Forumlar
İncelemeler
Köşe Yazıları
Şiirler
Biyografiler
Resim Galerisi
Linkler
Arama
Haber Arşivi
İletişim
Haber Kategorileri
Bilişim
Sinema
Türkiye
Güncel
Spor
Ortadoğu
Politika
Kültür ve Sanat
Röportajlar
İnsan Hakları
Medyadan Seçmeler
Dünya
Ekonomi
Sağlık
Yaşam
Doğal Hayat
Eğitim
Kitap Dünyası
Dergiler
Eynas.net
Müzik
Eylemler
Konferanslar
Seminerler Antalya
Çeviri
İpek Yolu
Images: 0000092.jpg

Haksöz Haber
Kitap Dünyası


TÜRKİYE'DE İSLAMCILIK VE İSLAMİ EDEBİYAT

BiYOGRAFİ
Images: 0000170.jpg
M.Bin Nebi

Kur'an Nesli İnşaa Projeleri
Images: kuran.jpg

ÖZGÜR-DER
Images: ozgurder2.jpg

Divan Halı
Başlığı Görüntüle
Eynas.net | TOPLUM VE İNSAN | Felsefe Tarihi ve Genel
Yazar Felsefe Nedir?
irfan
İnsanca ve Özgürce

Mesaj Sayısı: 18
Katılım Tarihi: 23.03.08
Mesaj Tarihi 04-03-2009 04:49
Sevgili Sofi, insanların türlü türlü hobileri vardır. Bazıları eski para veya pul biriktirir , kimisi el sanatlarıyla ilgilenir , kimisi de bir spor dalıyla uğraşır.

Çoğu insan da okumaktan hoşlanır. Ancak okuduğumuz şeyler farklı farklıdır.Kimisi yalnızca gazete ve çizgi roman okur , kimisi roman okumayı sever , bazısı da astronomi , hayvanlar veya teknik buluşlar gibi konularda yazılmış kitapları okumaktan hoşlanır.

Atlarla veya değerli taşlarla ilgilenen biri , başkalarının da bunlarla aynı derecede ilgilenmesini bekleyemez. Televizyonda hiçbir spor karşılaşmasını kaçırmayan biri , bazı insanların spordan sıkıldıklarını kabul etmek zorundadır .

Acaba tüm insanları ilgilendirmesi gereken şeyler var mıdır ? Kim olurlarsa ve nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar , tüm insanları ilgilendiren bir şey var mıdır? Evet , sevgili Sofi , tüm insanların sorması gereken bazı sorular vardır . Bu kurs da işte bu sorular hakkında .

Hayatta en önemli şey nedir ? Açlığın sınırında bir insana bunu sorarsak , yiyecek der . Soğuktan donan bir insana sorsak , sıcaklık der . Kendini yalnız hisseden birine sorsak , başka insanlarla beraber olmak , diye cevap verir .

Ancak bu tür ihtiyaçlar karşılandığında tüm insanların hala ihtiyaç duyduğu başka şeyler var mıdır? Filozoflara göre , evet , vardır . Filozoflar , insanların yalnızca yemek yiyerek yaşayamayacağını söylerler . Elbette tüm insanlar yemek yemek zorundadır . Herkesin sevgi ve ilgiye de ihtiyacı vardır . Ama bunların ötesinde , insanların gereksindiği bir başka şey vardır . İnsanlar , kim olduklarını ve neden yaşadıklarını bilmek isterler .

Neden yaşadığımız konusuyla ilgilenmek , pul toplamak kadar r16;raslantısalr17; bir ilgi değildir . Bu gibi sorunlarla ilgilenen kişiler , insanların dünya var olduğundan beri tartıştıkları bir şeyle ilgilenmektedirler . Evrenin , dünyanın ve yaşamın nasıl ortaya çıktığı , geçen yıl olimpiyatlarda en çok madalyayı kimin aldığından daha büyük ve önemli sorulardır.

Felsefeyle tanışmanın yolu bazı felsefi sorular sormaktan geçer: Dünya nasıl yaratıldı ? Olan bitenin ardında bir güç ve bir anlam var mı ? Ölümden sonra bir hayat var mı? Niye böyle sorular sormalıyız aslında ? Hepsinden önemelisi : Nasıl yaşamalıyız ?

Bu türden sorular çağlar boyunca insanları meşgul etti . İnsanın ne olduğunu , dünyanın nasıl oluştuğunu sorgulamamış hiçbir uygarlık bilmiyoruz.

Aslında sorabileceğimiz çok da fazla felsefi soru yok . B u sorulardan en önemlilerini sorduk bile. Ancak tarih , sorduğumuz her soruya pek çok değişik cevap verildiğini gösteriyor. Yani felsefi soru sormak , bu soruları cevaplamaktan daha kolay .

Günümüzde de herkes bu bildik sorulara kendi cevaplarını bulmak zorunda . Tanrır17;nın var olup olmadığını , ya da ölümden sonra bir hayat olup olmadığını bir ansiklopediye bakıp öğrenemeyiz . Ansiklopedi bize nasıl yaşamamız gerektiğini de anlatmaz. Öte yandan bugüne dek yaşamış başkalrının neler düşündüğünü bilmek , kendi dünya görüşümüzü oluşturmamıza yardım edebilir.

Filozofların gerçeği bulma çabalarını bir dedektif romanına benzetebiliriz. Kimine göre katil Andersen , kimine göre Nielsen ya da Jepsenr17;dir. Gerçek bir polisiye öyküde bir gün gelir polis meseleyi çözüverir. Veya hiçbir zaman çözemez. Ancak ne olursa olsun meselenin bir çözümü vardır .

Bir soruyu cevaplamak güç de olsa , sorunun tek ama bir tek cevabı olduğu düşünülebilir.Ölümden sonra bir tür var oluş ya vardır ya da yoktur.

Eskiden sorulan soruların bir kısmını bugün bilim yanıtlamıştır. Bir zamanlar ayın arka yüzünün nasıl olduğu müthiş bir sırdı insanlar için.Bu gibi konular tartışmaya bile gelmez şeylerdi; herkes hayal gücüne göre dilediği cevabı verebilirdi. Oysa bugün biz Ayr17;ın arka yüzünü nasıl olduğunu tam tamına biliyoruz.Artık Ayr17;da bir adamın yaşadığına veya Ayr17;ın aslında peynirden oluştuğuna inanamayız.

Bundan iki bin yıl önce yaşamış Yunanlı bir filozofa göre ,felsefe insanların hayretinden doğmuştur.Ona göre , insanlar kendi varoluşlarına şaşarlar; felsefi soruların çoğu da böylelikle kendiliğinden ortaya çıkar.

Bir sihirbazlık seyreder gibidir insanlar: Sihirbazın numarasını nasıl yaptığını anlayamayız. Sihirbazın bir çift beyaz ipek mendili nasıl tavşana dönüştürdüğünü bilmek isteriz.

Birçok insan için dünya , sihirbazın beş dakika önce bomboş olan bir silindir şapkadan tavşan çıkarması kadar akıl almaz bir şeydir. Tavşan meselesinde sihirbazın bizi kandırdığını biliriz. Merak ettiğimiz şey bunu nasıl becerdiğidir. Dünyadan söz ederken ise durum biraz farklıdır. Dünyanın hokus - pokus bir şey olmadığını biliriz , çünkü biz de Dünyar17;da yaşamakta olup onun bir parçasıyızdır. Aslında sihirbazın silindir şapkasından çıkarılan bizizdir. Tavşanla aramızdaki tek fark , tavşanın bir sihirbazlık oyununa dahil olduğunun farkında olmayışıdır. Biz ise gizemli bir şeylerin bir parçası olduğumuza inanır , şeylerin arasındaki ilişkiyi bulmaya çalışırız.

Not: Beyaz tavşandan söz ettik ya , tavşanı tüm evrenle karşılaştırmak daha yerinde olur belki. Burada yaşayan bizler , tavşanın tüylerinin dibinde yaşayan minicik böcekler gibiyiz. Filozoflar ise tavşanın ince tüylerine tırmanarak tepeye çıkıp koca sihirbazın gözlerinin ta içine bakmaya çalışırlar.

İlginç Bir Yaratık

İşte yine beraberiz. Gördüğün gibi bu küçük felsefe kursu , tam karar porsiyonlarda geliyor. Burada da giriş niteliğinde bazı değinmeler yapacağız.

İyi bir filozof olabilmek için gereken tek şeyin hayret etme yeteneği olduğunu söylemiştim , değil mi? Daha önce söylemedimse işte şimdi söylüyorum :İYİ BİR FİLOZOF OLABİLMEK İÇİN TEK ŞEY HAYRET ETME YETENEĞİDİR.

Küçük çocukların hepsinde bu yetenek vardır. Yok bir de olmasaydı ! Çünkü çocuklar doğduktan birkaç ay sonra yepyeni bir gerçeklikle karşı karşıya geliverirler. Büyüdükçe hayret etme yetenekleri kaybolur gibi olur. Neden böyle olur acaba ?Sofi Amundsen biliyor mu bu sorunun cevabını ?

Yani , küçük bir bebek konuşabilseydi , bize , ne ilginç bir dünyaya gelmiş olduğunu anlatırdı. Çünkü görürüz ki bebekler konuşamasalar da , parmaklarıyla etrafındaki şeyleri gösterir , odadaki nesneleri merakla tutmaya çalışırlar .

Birkaç kelime konuşabilecek yaşa geldiğinde , çocuk , her köpek gördüğünde durup , r16;hav havr17; der. Bebek arabasındaki bebeğin bir köpek gördüğünde ellerini kollarını oynatıp yerinde zıp zıp zıplayarak nasıl r16;Hav hav! Hav hav !r17; dediğini gördüğümüzde, sırtında yaşanmış epeyce yıl taşıyan bizler , bebeğin bu coşkusunu biraz abartılı buluruz . r16;Tabii , tabiir17; deriz çok alışkın bir tavırla, r16;Hav hav işte! Ama sen şimdi güzel otur arabanda bakayım .r17; Biz bebek gibi heyecanlanmayız , çünkü çok köpek görmüşüzdür o güne dek .

Bebek , köpek gördüğünde aklı başından gitmeyecek bir hale gelene kadar belki yüz kere daha tekrarlar bu çılgınlık gösterisini . Ya da bir fil , veya bir su aygırır30; Ancak çocuk konuşmayı r11; ve de felsefi düşünceyi- bile daha tam öğrenememişken dünya bir alışkanlık haline gelir.


Ne yazık , bana soracak olursan!
Senden beklentim , dünyayı hazır , verildiği gibi kabul edenlerden biri olmamandır , sevgili Sofi. Bundan emin olmak için felsefe kursuna başlamadan önce kafamızı biraz daha yoracağız.

Bir gün ormanda yürüyüşe çıkmış olduğunu düşün . Birden önümdeki patikada minicik bir uzay gemisi görüyorsun . Uzay gemisinden bir Marslı yaratık çıkmış ,durmuş yukarı sana bakıyorr30; Ne düşünürdün o zaman ? Neyse , bu çok önemli değil ama senin böyle bir Mars yaratığı olabileceğin geldi mi aklına hiç ?

Tabii ki günün birinde başka bir gezegenden geliş bir yaratığa rastlama şansın çok düşük. Başka gezegenlerde hayat olup olmadığını bile bilmiyoruz . Ama kendine rastlama şansın yüksek . Kim bilir belki birgün durup dururken kendini yepyeni bir gözle görürsün . Belki de bu an , ormanda gezintiye çıktığın bir an olur.

İlginç bir yaratığım ben , diye düşünürsün . Gizemli bir hayvanım benr30;

Yüz yıllık güzellik uykusundan uyanmış gibi olursun o an . Ben kimim ? diye sorarsın. Evrende bir yerlerde dolanıp durduğunu bilirsin. Ama ya evren nedir ?

Bir gün kendinle böyle buluşursan , başlangıçta bahsettiğimiz Marslı kadar gizemli bir şey keşfetmişsin demektir . Bir uzay yaratığı görmekten öte , ta içinden kendinin de böyle ilginç bir yaratık olduğunu duyarsın .

Söylediklerimi izleyebiliyor musun Sofi? Bir başka şey daha düşünelim : Bir sabah anne , baba ve iki r11; üç yaşındaki küçük Tomas mutfakta oturmuş kahvaltı etmektedirler . Anne ayağa kalkıp arkasını masaya dönerek tezgaha yönelir . İşte tam o sırada olanlar olur ve baba tavana yükselip fıldır fıldır dönmeye başlar. Tomas durup babasını seyreder.

Sence Tomas ne der o zaman ? Belki elini babasına doğru uzatıp , r16;Bak baba uçuyor!r17; der. Tomas şaşıracaktır kuşkusuz , ama o hep şaşırmaktadır zaten ! Babası hep öyle acayip şeyler yapıyordu ki , masanın üzerinde bir uçuş fazla bir şey fark ettirmez Tomas için.Her sabah komik bir makineyle traş olan , bazen çatıya çıkıp televizyon antenini döndüren ya da arabanın motoruna bakmak için eğilir zenci gibi çıkan zaten hep babası değil midir?

Şimdi sıra annede. Tomasr17;ın ne dediğini duyup hızla arkasını döner . Sence babanın tepede dönüp durmasını onun tepkisi ne olur ?
Derhal elindeki reçel kavanozunu düşürür ve şaşkınlıkla haykırmaya başlar. Baba tekrar sandalyesine dönebilse de annesinin bu olaydan sonra tedavi görmesi bile gerekebilir. (Masada nasıl oturacağını hala öğrenemedi gitti şu adam!)

Sence Tomas ve annesinin gösterdiği tepkiler neden böylesine farklı ?

Bunun alışkanlıkla ilişkisi var . ( Bunu not et !) Anne , insanların uçamayacağını öğrenmiştir. Tomas ise öğrenmemiştir. Dünyada neyin mümkün olup neyin olmadığından hala emin değildir.

Ya dünya Sofi ? Sence o mümkün mü ? O da dönüp duran bir şey ne de olsa !

İşin acıklı yanı büyüdükçe sadece yer çekimi yasasıyla kalmaz alıştıklarımız. Aynı şekilde tüm dünyaya alışırız.

Büyüdükçe , dünyanın hayret etme yeteneğimizi yitiriyoruz, anlaşılan . Ancak bu arada çok önemli bir şeyimizi yitirmiş oluruz ki filozofların biz de yeniden canlandırmaya çalıştığı şey de budur. Çünkü her şeye rağmen içimizde bir ses , yaşamın büyük bir sır olduğunu söyler. Bu bizim , bir zamanlar , daha düşünmeyi öğrenmeden önce yaşadığımız bir duygudur.

Altını çiziyorum: Felsefi sorular herkesi ilgilendirmekle beraber , herkes filozof olamaz . Pek çok değişik sebepten , insanların çoğu gündelik hayatın öyle bir esiri olur ki hayatı sorgulamak onlar için gerilerde bir yerde kalır. (Tavşanın tüylerinin dibinde bükülüp istedikleri ortamı bulurlar ve hayatlarının sonuna kadar da orada kalırlar.)

Çocuklar için dünya ve dünyadaki her şey yenidir, ilginçtir. Büyükler içinse durum hiç de böyle değildir : Büyüklerin çoğu için dünya sıradan bir şeydir.

Filozoflarsa diğer büyüklerden farklıdır.Bir filozof dünyaya alışmayı bir türlü beceremez .Dünya onun için hala akıl almaz bir şey , evet , hala sırlarla dolu , gizemli bir şeydir. Filozoflarla küçük çocukların en önemli ortak yanları budur; bir filozof ömrü boyunca duyarlı bir çocuk olarak kalır da diyebilirsin sen buna .

Şimdi seçme sırası sen de Sofi : Hala r16;dünyaya alışmamışr17; bir çocuk musun, yoksa asla yapmayacağına söz vermiş bir filozof mu?

Bu soruya omuzlarını silkip cevap veriyor, kendini ne bir çocuk ne de bir filozof gibi görüyorsan ,bunun nedeni alışkanlıktan dolayı dünyanın artık seni şaşırtmıyor olmasıdır. Böyleyse durum tehlikeli demektir. Ve işte bu felsefe kursunu tam da bu yüzden alıyorsun , ne olur ne olmaz diye. Senin uyuşuk ve umursamaz insanlada biri olmanı değil, uyanık bir yaşam sürmeni istiyorum .

Kurs parasız dolayısıyla kursu sürdüremezsen paranı geri alacaksın diye bir şart da yok . Kursu yarıda kesmek istersen de , bu senin bileceğin bir şey . Eğer kursu bırakmak istersen bana posta kutusu yoluyla bir haber ver . Mesela kutuya bir kurbağa koy. Ama mutlaka posta kutusu renginde bir şey olsun , yoksa postacı korkudan bayılabilir.

Kısaca özetlersek : Boş bir silindir şapkadan bir tavşan çıkar .Tavşan çok büyük olduğu için bu sihirbazlık numarası milyarlarca yıl alır . Tavşanın ince tüylerinin en tepesinde çocuklar dünyaya gelir. Bu yüzden çocuklar bu müthiş sihirbazlığın nasıl yapıldığına şaşabilecek bir konuma sahiptirler. Ancak büyüdükçe tavşan kürkünün diplerine doğru sokulurlar. Ve orada kalırlar . Burası öyle rahattır ki bir daha asla kürkün ince kıllarına tırmanmaya cesaret edemezler.Yalnızca filozoflar dilin ve var oluşun en uç sınırlarına giden bu tehlikeli yola çıkmaya cesaret ederler. Bazıları diğerlerine yetişemeyip geri kalsa da , bir çoğu tavşanın ince tüylerine sıkıca tutunup , aşağıda tavşanın yumuşak derisine yayılmış yiyip içerek yan gelip yatanlara seslenirler:

-Baylar bayanlar, derler. Boş bir evrende dönüp duruyoruz !Ama kürkün dibindekiler filozofların dedikleriyle ilgilenmezler.

-Aman ne gürültü edip duruyorlar bunlar böyle! derler. Sonra da konuşmalarına devam ederler: Yağı uzatır mısın lütfen? Hisse senetleri ne kadar yükselmiş bugün? Domatesin kilosu kaça? Lady Dir17;nin bir çocuğu daha olacakmış , duydunuz mu ?

Jostein Gaarder, Sofir17;nin Dünyası , Çev. : Gülay Kutal , Pan Yayıncılık , İstanbul 1996 .
Düzenleyen: irfan Düzenleme Tarihi: 04-03-2009 04:50
Atlanılacak Forum:
Yeni İncelemeler
Konu Kategori Yazar Görüntülenme Tarih
İslam İnqılabı’nın 31. yıldönümünde, dün ve bugününe kısa bir nazar ve alınacak dersler -2- Selahaddin Eş Çakı - Köşe Yazıları eynasnet 105 16-02-2010 19:14
Bir büyük ‘inqılab’ın, ‘İslam İnqılabı’nın dün ve bugününe kuşbakışı bir nazar.. Selahaddin Eş Çakı - Köşe Yazıları eynasnet 89 16-02-2010 19:12
Hadi Açıkla Başbuğ Ahmet Altan - Köşe Yazıları eynasnet 144 16-02-2010 18:52
28 şubat süreci ve Müslümanlar Rıdvan Kaya - Köşe Yazıları eynasnet 147 16-02-2010 18:50
Orta Sınıf Ali BULAÇ - Köşe Yazıları eynasnet 92 16-02-2010 18:43
Zenkırt katliamı Ali BULAÇ - Köşe Yazıları eynasnet 550 07-05-2009 18:02
Katliam ve barış Ahmet Altan - Köşe Yazıları eynasnet 513 07-05-2009 17:55
Konuşma âdâbını ’Devlet’i yönetenler de öğrenecek mi? Selahaddin Eş Çakı - Köşe Yazıları eynasnet 483 07-05-2009 17:44
Kendimizi yanlış anlıyoruz Ali BULAÇ - Köşe Yazıları eynasnet 254 04-05-2009 17:25
Evet, ‘muqatele’, ‘büyük felâket /meds yeghern’ idi.. Selahaddin Eş Çakı - Köşe Yazıları eynasnet 204 29-04-2009 17:27
'Büyük felaket!' Ali BULAÇ - Köşe Yazıları eynasnet 260 29-04-2009 17:25
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Şifre



Üye Olun!

Şifremi Unuttum?
Şifrenizi öğrenebilmek için Buraya Tıklayın.
Köşe Yazıları


Ali BULAÇ
Orta Sınıf


Rıdvan KAYA
28 şubat süreci ve Müslümanlar


Ahmet ALTAN
Hadi Açıkla Başbuğ


İrfan SİNCAR
Filistinli çocuk


Selahattin EŞ ÇAKIR
İslam İnqılabı’nın 31. yıldönümünde, dün ve bugününe kısa bir nazar ve alınacak dersler -2-

Köşe Yazıları(İktibas)
Nuh Gönültaş
Solcular haklıydı am...

İhsan Eliaçık
Böyle kuruldu Medine

Sibel ErAslan
“ROLEX”i...

Hamza Türkmen
Kürt Sorununun Asli ...

Şükrü Hüseyinoğlu
Cahiliyeden ayrışma,...

Hasan Cemal
Karayılan: ‘Fe...

Hasan Cemal
Karayılan: PKK artık...

Yasemin Çongar
Devletin silahıyla k...

Mümtazer Türkönü
MHP'nin Kürt politikası

Hakan Albayrak
İsrail Rahatsız Olmu...

Anket
Sitemizi nasıl buluyorsunuz?

iyi

fena değil

kötü

Ankete katılabilmek için üye olmanız yada üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Haksöz Haber
Images: haksozhaber2.jpg

Her Hakkı Saklıdır© Eynas.net 2008

Powered by PHP-Fusion v6.01.18 copyright © 2003-2007 by Jick Nones.
Released as free software under the terms of the GNU/GPL license.


380,020 Tekil Ziyaretçiler
Modified By: Biztr.NET

XHTML CSS